26 Şubat 2015 Perşembe

Martin Luther - Martin Luther Kimdir?

Martin Luther
Martin Luther (10 Kasım 1483 - 18 Şubat 1546) Alman  keşiş   teolog,  üniversite profesörüprotestanlığın babası veLüterciliği yayan kişi.
Alman papazı. Hıristiyan din adamı olup, aynı zamanda reformcudur. Almanya’da Eisleben’de 1483’de doğan Luther, varlıklı bir köylü âilesinin çocuğudur. 1505 yılına kadar tahsîline devam ettikten sonra aynı yıl, felsefe hocası ünvânını aldı. Daha sonra Augustinuscular tarîkatına girerek 1507’de papaz oldu. 1511’de ilâhiyat doktoru, 1513’de Wittenberg Üniversitesinde profesör oldu. Bundan iki sene sonra da mensubu olduğu Augustinuscular tarîkatının Almanya vekîli oldu.

24 Şubat 2015 Salı

BALKANLAR Nedir_Neresidir?

Balkanlar Avrupa kıtasının güneydoğu kesiminde, İtalya Yarımadası'nın doğusu, Anadolu'nun batısı ve kuzeybatısında yer alan coğrafi ve kültürel bölgedir. Bölge için bazı yayınlardaGüneydoğu Avrupa terimi de kullanılır.
Bölge adını batıdan doğuya uzanan ve Bulgaristan’ı ikiye bölen dağ silsilesinden almıştır. Önceleri bu sıradağların adı olarak kullanılan Balkan, daha sonraları tüm bu bölge için kullanılmaya başlanmıştır. “Balkan” sözcüğüne bütün dillerde rastlanır. Balkanlar'ın bazı kısımlarındaki çok yönlü geri kalmışlık sebebiyle bölge genel olarak, Avrupa'nın sorunlu yerlerinin başında kabul edilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgedeki hükümranlığının bitişinden itibaren Balkanlar’ın paylaşımına dair sıkıntılar günümüze dek sürmüştür. Bölgede, 49 milyon civarında insan yaşar.
Balkan Ülkeleri

Slovenya
------------------------------------------------------------------------------
Hırvatistan
------------------------------------------------------------------------------
Bosna Hersek
------------------------------------------------------------------------------
Karadağ
------------------------------------------------------------------------------
Sırbistan
------------------------------------------------------------------------------
Kosova
------------------------------------------------------------------------------
Makedonya

Arnavutluk
------------------------------------------------------------------------------
Moldova
------------------------------------------------------------------------------
Romanya
------------------------------------------------------------------------------
Slovakya
------------------------------------------------------------------------------
Bulgaristan

ORTADOĞU - YAKINDOĞU - UZAKDOĞU Nedir?_Neresidir?

Bu yazı dizesinde Ortadoğu Yakındoğu ve Uzak Doğudan bahsedilecektir.


Yakındoğu


Yakın Doğu, Hindistan ve Akdeniz arasındaki güneybatı Asya ülkelerini tanımlamakta kullanılan tabir. Orta Doğu'yu da kapsar.
Önceleri güneydoğu Avrupa'daki Balkan devletlerini tanımlamakta kullanılan tabir zamanla genişlemiştir.

Uzakdoğu
Uzak Doğu veya Uzakdoğu, Avrupa merkezli yaklaşımda Asya'nın doğusu ve güneydoğusundaki ülkeler.
Günümüzde genellikle ÇinJaponyaEndonezyaFilipinlerMalezyaBruneiSingapurDoğu TimorTaylandLaosKamboçyaVietnamMyanmar (Birmanya), Çin Cumhuriyeti (Tayvan), BangladeşPakistanSri Lanka,Kuzey KoreGüney Kore ve Moğolistan Uzakdoğu ülkeleri kabul edilir. Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkeler Uzak Doğu kavramına dahil edilmemektedir. Kuzey Amerika'da Asyalı kavramı ile genellikle Uzakdoğulular kastedilir.

Ortadoğu
Orta Doğu ya da Ortadoğu, AsyaAvrupa ve Afrika'nın birbirlerine en çok yaklaştıkları yerleri kapsayan ve birbirine komşu ülkelerin oluşturduğu bölge. Akdeniz'den Pakistan'a kadar uzanır ve Arap Yarımadası'nı kapsar. Orta doğu kavramı Avrupa merkeziyetçi yaklaşıma dayanır ve Britanyalıların 19. yüzyıla kullanmaya başladıkları bir kavramdır. Bu tanımlamada İngiltere ve Avrupa ülkeleri merkez kabul edilmiş; doğu, Uzak Doğu,Yakın Doğu, Orta Doğu gibi kavramlar buna göre tayin edilmiştir .
Bu tanıma göre Orta Doğu ülkeleri SuriyeIrakKatarKıbrısÜrdünİsrailLübnanİranFilistinSuudi ArabistanBirleşik Arap EmirlikleriUmmanKuveytBahreynYemenMısırAfganistanPakistanTunusCezayir,LibyaSudanFas'tır.

Ortadoğu Ülkelerinden Liste Yaparsak;

  • Türkiye
  • Suriye
  • Irak
  • Katar
  • Ürdün
  • İsrail
  • Lübnan
  • İran
  • Filistin
  • Suudi Arabistan
  • Birleşik Arap Emirlikleri
  • Umman
  • Kuveyt, Bahreyn
  • Yemen
  • Mısır




  • 23 Şubat 2015 Pazartesi

    Fadiş Özet - Fadiş Konusu - Fadiş Ana Fikri - Fadiş Gülten Dayıoğlu

    FADİŞ ÖZET ROMAN ÖZETİ (KİTAP ÖZETİ, ROMAN ÖZETLERİ)


    Yazarı: GÜLTEN DAYIOĞLU

    Yayın Yılı: 2008

    Sayfa Sayısı: 160 sayfa

    Arka Kapaktan:

    Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar, geçtikleri her yeri yakıp yıkıyorlardı. Bütün Anadolu ayaklanmıştı. Köylerde, kasabalarda ve şehirlerde her şey altüst olmuştu. Herkes, her an tetikte ve tedirgindi.

    Toroslu kasabası düşmanın yolunun üstündeydi. Halk, kasabadan ayrılıp köylere sığınmıştı. Genç ve güçlü erkekler askere alınmış, geride sakat ya da yaşlı erkeklerle kadınlar ve çocuklar kalmıştı. Eli silah tutanlar, düşmanın geçeceği yollara tuzaklar kuruyorlardı.

    Düşman güçlüydü. Acımasızdı. Yoluna çıkanı yaşlı, çocuk-kadın ayrımı gözetmeden hemen öldürüyordu.

    Romanın Özeti:

    Kurtuluş savaşı yıllarında, varını yoğunu kaybeden Naciye Kadın, Toroslu kasabasının sakinleri tarafından yapılan evinde kızı Cemile ile yaşamaktadır. Topraklarını satarak günlük geçimlerini sağlamaktadırlar. Kızı Cemile’yi kasabada terzilik yapan Kamil Bey ile kendisinin de yanında kalması şartıyla evlendirir. Fakat Kamil Bey bir süre sonra eviyle ilgilenmemeye ve Cemile ve annesine eziyet etmeye başlar.

    Cemile’nin Fadiş adında bir kızı olur. Altı ay içinde Kamil Bey, artık şehirde yaşamak istediğini söyleyip evini terk eder. Annesi ve kızıyla yalnız kalan Cemile, başkalarının işlerini görerek geçimlerini sağlamaya çalışmaktadır. Hasta ve yaşlı olan Naciye kadın ölmesi üzerine Cemile de kızını alarak kocasının yanına şehre gelir fakat Kamil Bey Cemile’yi istemez. Cemile de çocuğundan ayrılmak istemez ve kızın alıp bir hemşerilerinin yardımıyla İstanbul’ da buldukları işe başlar.

    Cemile İstanbul’da bir doktorun evine hizmetçi olarak çalışmaktadır. Bir yıl kadar Cemile ve Fadiş Burada kalırlar fakat evin hanımının Fadiş’e kötü davranması sebebiyle buradan ayrılırlar. Hemşerileri Fatma Hanım’ın onlara yeni bir iş bulması ile hayatları düzelen Fadiş ve annesini Kamil bey bir süre sonra bulur ve Cemile’ye boşanmak istediğini belirtir. Cemile boşanmaya razı olmaz ve Kamil bey Cemile’ye isteğini kabul ettirmek için kızları Fadiş’i kaçırır. Fakat evlenmek istediği kadın Fadiş’i istemez.

    Cemile kızının Kamil Bey’de olduğu haberini alır almaz hemen onları bulmaya Akkale’ ye gider fakat Kamil Bey’i orada bulamaz ve kızının Gökpınar2da olduğunu öğrenir. Kamil Bey Fadiş’i teyzesinin kızı Gülsüm Hanım’a vermiştir. Gülsüm Hanım ve eşinin çocukları olmamaktadır ve Fadiş’in yanlarında kalması içi Cemile’yi ikna etmeye çalışırlar fakat Cemile kabul etmez ve kızını alıp gider. İstanbul’da bir hemşerisinin yanında kalarak iş arayan Cemile en sonunda yanında kızı olduğu için iş bulamayınca kızını aylık vermek koşulu ile bir yaşlı kadına emanet eder.

    Hafize Nine Fadiş’e kendi kızı gibi özenle bakmaktadır. Kamil Bey bu sırada kasabaya taşınmıştır ve kızını istemektedir. Cemile’yi tekrar birlikte olma vaadiyle kandırır ve Hafize Nine’yi de aldatarak Fadiş’i kaçırır ve Hamdi Bey’in yanına Tanardı’ya götürür. Buraya (bilgi yelpazesi.net) yerleşirler. Kamil Bey boşanana kadar Cemile’ye kızını göstermemeye kararlıdır. Kızını amcası Hamdi Bey’de bırakarak ortalıktan kaybolur. Yenge Fatma Hanım Fadiş’e iyi davranmamaktadır, çocuğu olduktan sonra en ağır işleri bile Fadiş’e yaptırmaktadır.

    Cemile kızının amcasında olduğunu öğrendiğinde onu almak istemiştir fakat daha sonra Hamdi Beylere aylık yollayarak kızının onlarda kalmasına razı olmuştur. Fakat bir süre sonra yenge ve amca Cemile’ye kızını almasını söylerler. Cemile Çaresiz kalmıştır ve kızına aylık ile bakacak başka bir yakın aramaya koyulur. Akrabası Zehra kadın razı olur, çocuğa bakabileceğini söyler.

    Fadiş Tanardı’dan Örenköy’e gider ve Zehra kadının yanında kalmaya başlar. Fadiş bu aileye ve köye çabuk alışır. Birçok arkadaş edinir ve Zehra Kadının oğlu Hasan’la da kısa sürede dost olurlar. Fadiş bu köyde sağlığına ve neşesine kavuşur güzel bir köy hayatı geçiren Fadiş’in annesinin de gönlü rahattır. Fadiş okula başlar ve başarılı bir öğrenci olan Fadiş’i daha sonra annesi yatılı bir okula vermek üzere yanına alır. Fadiş’in köyden ayrılmasına herkes çok üzülmüştür fakat Fadiş ve annesini güzel günler beklemektedir.

    Romanın Konusu

    Kimsesiz bir kadının kızı olan ve babası ve annesinden ayrı büyüyen Fadiş’in çocukluğu anlatılmaktadır.

    Romanın Ana Fikri, Çıkarılacak Ders

    Birçok imkansızlık içinde dahi insan sevdikleri için yaşar ve sonunda sevgi kazanır.

    Kuklacı Özet - Kuklacı Konu - Kuklacı Ana Fikir - Kuklacı Kemalettin Tuğcu

    KUKLACI (KEMALETTIN TUĞCU)

    KONUSU:
    Eskiden bürokrat olan Recai Bey’in ailesinin, torunu hariç, kendisinden devamlı faydalandık­ları halde; onu hiçe saymaya çalışan eşi, damadı, oğlu ve gelini ile olan çekişmeleri neticesinde, onlardan uzak kalarak kafasını din­lemek için, sakın bir liman vazifesi gören kuklacılık ile ilgilenmesi anlatılır.
    ÖZET:
          Kitapta, eski bir bürokrat emeklisi olan Recai Bey’in ailesinin, torunu hariç, kendisinden devamlı faydalandık­ları halde; onu hiçe saymaya çalışan eşi, damadı, oğlu ve gelini ile olan çekişmeleri neticesinde, onlardan uzak kalarak kafasını din­lemek için, sakın bir liman vazifesi gören kuklacılık ile meşgul olması anlatılır.
    Vali Yardımcılığından emekli Recai Bey, kendisine ait a-partmanın bir dairesinde, hanımı Sahire, damadı banka müdürü Hayri Bey, kızı Calibe, Recai Bey’in çok sevdiği ve en çok konuş­tuğu torunu Yıldız, avukat oğlu Bedri, kayınvalidesi ve görümcesi tarafından hor görülen evin gelini Perihan ve hizmetçi Fatma ile birlikte oturmaktadır. Tüm mal varlığı kendisine ait olmasına rağmen, evde bir sığıntı muamelesi görmektedir. Ancak bir gün, eşi Sahire Hanım’ın, Recai Bey’in eşyalarını kömürlüğe indirtip, odasını misafir odası yapması, bardağı taşıran son damla olmuş, Recai Bey, hepsine özellikle de eşine tavır koyarak, yönetimi ele almıştır.
    En çok da eşine kızmaktadır. Çünkü, evlenirken kendisine yalan söylemiş, evlendikten sonra, kuçumsediği ailesi ile bağını kesmiş, kocasının sırtından havalara girmiş olan Sahire Hanım’ın yaptıkları affedilir gibi değildir.Recai Bey’in bu çıkışı, ailenin diğer fertlerinin biraz kendile­rine çekidüzen vermelerini sağlamıştır…Recai Bey, her gün sabah erkenden çıkıp, geç vakitlerde gel­mektedir. Torunu Yıldız merak edip sorunca, dedesinin bir dük­kân tuttuğunu ve kuklacılık yapacağını öğrenir. Dedesi ona kukla oyununun bütün karakterlerini ve Özelliklerini anlatır.Dedesinin sırdaşı ve arkadaşı olan Yıldız da okuldan çıktı­ğında, dedesinin dükkânına uğramakta ve ona yardım etmekte­dir.
    Oğlu Bedri, babasına sorunca, bir kuklacı dükkânı açtığını anlatır. Ailenin kimi fertleri güler, kimi ise itiraz eder; ancak işe yaramaz. Recai Bey biraz daha ipleri sıkar.
    Artık, torunu Yıldız herkesin parasını dağıtmaktadır. Sahire Hanım bu işe çok bozulmaktadır.
    Bu arada, gelini ve torunu hariç herkes Recai Bey’e “kuklacı” demektedir. Recai Bey ise, tüm bunlara gülüp geçmektedir.
    Dükkâna, ilk olarak oğlu Bedri geldi, biraz dertleştiler. Bedri babasının yaptığı kuklalara hayran kaldı. Recai Bey, kayınvalidesi ve kayınbabasına her ay uğrayıp, yardım ettiğini anlatınca, Bedri babasını daha çok taktir etti.
    Bu arada, Recai Bey zaman zaman halsiz düştüğü için, dük­kânını açamıyordu. Damadı, kızı ve hanımı bir an önce ölsün diye bekliyorlardı. Damadı Hayri, ayağını kırmış, hanımı ile arası bo­zulmuş, Recai Bey’den bir şeyler kopartmanın peşine düşmüştü. Gelişmeler damat Hayri Bey’in aleyhine oldu eşinden de ayrılmak zorunda kalarak, uzak bir yere tayin edildi.
    Recai Bey ise halinden memnundu. Özenle, nadide ürünler yapıyor, yavaş yavaş büyük küçük herkesin ilgisini ve takdirini kazanıyordu. Yoksul çocuklara topacı bedava veriyor, beğeni sahibi insanlara ise ürünlerini hediye ediyordu.
    Yıldız da dedesine yardım ediyor, birlikte keyifle çalışıyor­lardı.
    Yıldi2 ise ortaokulu başarı ile bitirmişti. Onun mezuniyet tö­reni vardı. Dede İle torun harıl harıl hazırlık yapıyorlardı. Çünkü mezuniyet töreni programında, Recai Bey’in yapmış olduğu eser­ler de sergilenecekti.
    “Artık dükkânı kapatacağım. Çünkü antikacılar ve koleksiyoncular beni rahat bırakmazlar.”
    Bazı eşyaları ve aletleri evine getirdi, diğerlerini dağıttı. Anahtarlan götürüp mal sahibine teslim etti.
    Çocuklar, meraklılar, antika sevenler, koleksiyoncular her zaman uğradıkları dükkâna gelince, “kiralık dükkân” yazısını gö­rüp üzüldüler.



    Aile içinde, bu gelişmeler sürekli konuşulmakta, Recai Bey’in aklını yitirdiğine hükmedılmektedir. Fırsat çıkmıştır. Şayet Recai Bey’i akıl hastanesine yatırabilirlerse, bütün ipleri ellerine geçire­bileceklerdi, özellikle Sahire Hanım bunu çok istiyordu.
    Bu arada da, Calibe Hanım, Cevat Bey diye kibar bir adamla evlenmiş, onlar da, annesi Huriye Hanım’la birlikte, yan daireye yerleşmişlerdi.
    Beklenen gün geldi. Kültür Bakanlığı temsilcisi, ilin önde ge­lenleri, müdürler, öğretmenler, öğrenciler, gazeteciler hepsi vardı. Sergiyi gezmeye başladıkları vakit, hemen hepsinin hayranlıktan dilleri tutuldu, mest oldular. Türk Orta Oyunu’nun bütün tipleri, tarihi kişilikleri, halk kahramanları, daha neler neler. Hepsi sıraya girip, Recai Bey’e tebriklerini bildirdiler. Ertesi gün bütün gazete­ler bu sergiden bahsediyordu.
    Recai Bey, “Yaptığım her işte ve görevde daima faydalı ve iyi şey­ler yaptım, bir türlü tanınamadım. Sanatçı kimliğimle birdenbire herkes tarafından tanınan bir insan oldum” diyerek hep seviniyor, hem hayıflanıyordu.

    ANA FİKRİ:

    KARAKTERLERİ:
    Recai Bey: Yetmişbeş yaşında emekli uysal bir adam. Sahire hanım ile evli Oğlu Bedri – Gelini Perihan, Kızı Calibe – Damadı Hayri ile geniş dairede oturur. Kukla yapmakla meşgul olur. Yoksul çocuklara oyuncaklar verir ve onları çalışmaya yönlendirir.


    Yıldız: Recai Beyin torunudur. Haksızlığa karşı çıkan becerikli biridir. Paracı babasını ve geçimsiz annesini eleştirir. Dedesine yardım eder.

    Sahire Hanım: Altmışbeş yaşında On iki daireli apartman sahibinin hanımı olunca değişir. Kadın toplantılarına katılıp kumar oynar. Pahalı sigara içer ve çevresindekileri küçümser. Bu yüzden yalnız kalır.

    Calibe: Annesi Sahire hanım gibi huysuz, geçimsiz, süse ve gösterişe düşkün yıldızında annesidir. İyi piyano çalar. Kocası Hayri beyin çıkarcı ve saygısız tutumundan rahatsız olur. Boşanırlar. İki yıl sonra başka bir memur olan Cavit beyle evlenir. Uyumlu bir hayat sürerler.

    Hayri Bey: Basit bir memurdu. Calibeyle evlenir ve içgüveysi olarak apartmana gider. Kayınbabası sayesinde bankada şefliğe yükselir. Daha sonra eşiyle boşanırlar.

    Bedri Recai beyin oğlu Avukattır. Yeteri kadar para kazanamadığı için eşiyle ayrı bir eve çıkamazlar.

    Perihan: Ev işlerinde hizmetçi gibi çalışır. Saygılı ve aklı başında biridir.




    17 Şubat 2015 Salı

    Atom - Atom Nedir

    Atom
    Atom bilinen evrendeki tüm maddenin kimyasal ve fiziksel niteliklerini taşıyan en küçük yapıtaşıdır. Atom yunancada bölünemez anlamına gelen atomustan türemiştir. Atomus sözcüğünü ortaya atan ilk kişi MÖ 440'lı yıllarda yaşamış Demokritos'tur. Gözle görülmesi imkânsız, çok küçük bir parçacıktır ve sadece taramalı tünel mikroskobu (atomik kuvvet mikroskobu) vb. ile incelenebilir. Bir atomda, çekirdeği saran negatif yüklü birelektron bulutu vardır. Çekirdek ise pozitif yüklü protonlar ve yüksüz nötronlardan oluşur. Atomdaki proton sayısı elektron sayısına eşit olduğunda atom elektriksel olarak yüksüzdür. Elektron ve proton sayıları eşit değilse bu parçacık iyon olarak adlandırılır. İyonlar oldukça kararsız yapılardır ve yüksek enerjilerinden kurtulmak için ortamdaki başka iyon ve atomlarla etkileşime girerler.
    Bir atom, sahip olduğu proton ve nötron sayısına göre sınıflandırılır: atomdaki proton sayısı kimyasal elementi tanımlarken, nötron sayısı da bu elementin izotopunu tanımlar. Her elementin radyoaktif bozunma veren en az bir izotopu vardır.
    Elektronlar belirli enerji seviyelerinde bulunur ve foton salınımı veya emilimi yaparak farklı seviyeler arasında geçişlerde bulunabilirler. Elektron, elementin kimyasal özelliklerini belirlemesinin yanı sıra atomun manyetik özellikleri üzerinde de oldukça etkilidir.





    Atom'un Tarihi
    Aristoteles'in maddeye bakışı kendinden önce yaşamış olan filozoflara olan tepkisini ifade eder. O, Empedocles'in düşüncesine katılmış ve her şeyin dört ana maddeden yapıldığını savunmuştur. Bu dört ana maddeateşsutoprak ve havadır.
    Bu dönemi izleyen çağlarda bu düşüncelere bir ilave yapılmadı, ilk kez 1803 yılında John Dalton modern atom kavramını ortaya attı. John Dalton, kimyasal reaksiyonlarda maddenin tam sayılarla belirlenen oranlardatepkimeye girdiğini gösterdi ve dolayısıyla, maddelerin atom denen sayıla bilir ama bölünemez parçalardan oluştuğunu ifade etti. Buna ek olarak, atomların kütlelerini ortaya koyan bir tablo hazırladı.
    1869 yılında Rus kimyacı Dmitri Mendeleev o zaman için bilinen elementleri düzenleyen bir periyodik tablo geliştirdi. J.J. Thomson 1897 yılında elektronu keşfetti. 1911 yılında Ernest Rutherford günümüz atom modelinin temelini teşkil eden yapıyı ortaya koydu: atomun, kütlesinin büyük bir kısmını oluşturan bir çekirdek ve bu çekirdek etrafında dönen elektronlardan oluşmaktadır. Rutherford çekirdeği oluşturan pozitif yüklü parçacığa proton adını verdi.
    1932 yılında James Chadwick nötronu (adı, elektrik yükü 0 olduğundan, yani nötr olduğundan, nötron olmuştur.) buldu ve bu sayede 1935'te Nobel Fizik Ödülü'nü aldı. Daha sonra kuantum teorisi doğrultusunda Niels BohrBohr atom modelini ortaya attı ve elektronların belli yörüngelerde bulunabildiğini ve bunun Planck sabiti ile ilgili olduğunu ifade etti. Bohr'un modelinin üzerinde, daha sonraki deneylerde bulunanlarla örtüşmesi için birçok ekleme ve çıkarma yapıldı. Bohr modelinin "yamalı bohça" lakabını alması bundan ileri modelini yapmıştır.

    Yapısal Özellikleri
    Niels Bohr'un modeli ise modern atom teorisine en yakın modellerinden biridir. Bohr'a göre elektronlar çekirdeğin çevresinde rastgele yerlerde değil, çekirdekten belirli uzaklıklarda bulunan katmanlarda döner. Bohr da tasarladığı bu modelle Nobel ödülüne de lâyık görülmüştür.
    Atomun yapısını açıklayan ve bugün için kabul edilen son teori Kuantum Atom Teorisi'dir. Kuantum Atom Teorisi'ne göre atom modeli Bohr atom modelinden farklıdır. Bohr Atom Modeli'ne göre atomun merkezindeki çekirdeğin etrafında elektronlar çember şeklindeki yörüngelerde dolanmaktadırlar. Her bir çember yörünge belli enerji seviyesine sahiptir. Yörüngeler arası elektronik geçişler atomun renkli görünmesine neden olur. Ancak belli bir zaman sonra Bohr atom modelinin birçok spektrumu açıklayamadığından yetersizliği ortaya çıkmıştır.
    Kuantum Atom Modeli'ne göre ise atomun merkezinde bulunan çekirdeğin etrafındaki elektronlar belli bölgelerde yani orbitallerde bulunurlar. Belli enerji seviyelerine sahip orbitaller atomu oluşturan küresel katmanlarda bulunur. Portakal kabuğu şeklinde iç içe geçmiş küresel katmanlardaki orbitallerin belli şekilleri ve açıları(yönelmeleri) mevcuttur. Orbitallerin bulunduğu katmanların enerji seviyelerinin başkuantum sayısı belirler. n = 1,2,3,. . .gibi tam sayılarla ifade edilir. Orbitallerin şeklini ise l yan kuantum sayıları belirler. l = 0(s), 1(p), 2(d),. .(n-1) e kadar değerler alır. Orbitallerin doğrultularını(açılarını) veren ml yan kuantum sayısı ml=-l. . .0. .+l değerlerini alır. Elektronların spini gösteren ms kuantum sayısı da +1/2 veya -1/2 değerlerini alabilir.
    Bir atomun çapı, elektron bulutu da dahil olmak üzere yaklaşık 10^{-8} cm civarındadır. Atom çekirdeğinin çapı ise 10^{-13} cm kadardır. Atomlar, boyutlarının görünür ışığın dalga boyundan çok küçük olması sebebiyle optik mikroskoplarla görüntülenemezler. Atomların pozisyonlarını belirleyebilmek için elektron mikroskobux ışını mikroskobunükleer manyetik rezonans (NMR) spektroskopisi gibi araç ve yöntemler kullanılır.
    Yalnız elektronlar çekirdek çevresinde ancak belirli enerji seviyelerine sahip yörüngelerde dönerler, konumları ancak bir olasılık fonksiyonu ile ifade edilebilir. Elektronlar çekirdeğin etrafında bulutsu bir şekildedir.

    Fuzuli - Fuzuli Kimdir?

    Fuzuli Kimdir?
    Mehmed bin Süleyman Fuzûlî (Fużūlī (فضولی); Azericeمحممد فوضولی / Məhəmməd Füzulid. 1483, Hilla - ö. 1556, Kerbela ya da Bağdat), Azeri Türk divan şâiridir. Asıl adı Mehmet bin Süleyman'dır. Türk Bayat boyundan olduğu aktarılmaktadır. Türk şiirini önemli ölçüde etkilemiştir.
    Fuzuli'nin Hayatı
    Ailesi göçebe hayatı bırakıp günümüzdeki Irak bölgesine yerleşmiş olan Oğuzların Bayat boylarındandır. Fuzûlî; ne kadar kesin bilinmese de 1483 yılında Akkoyunlular zamanında şimdiki Irak'ta Kerbela veya Necef'de veya Kerkük iline bağlı Kale semtinde doğduğu tahmin edilir.
    Fuzûlî iyi bir eğitim almak için ilk önce Hillah şehirinde müftü olan babasından, ve daha sonra Rahmetullah adındaki bir öğretmenden eğitim görmüştür. Daha sonraki öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte; eserlerinden İslamî bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Su Kasidesi'nin 2. beytinde; "Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem" "Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su" diyerek astronomi bilgisinin de iyi olduğunu ortaya koymuştur. Bedensel zevklerden ziyade tasavvufî bir aşk, Ehl-i Beyt'e duyulan özlem, ayrılık acısı şiirlerinin konusunu teşkil etmiştir. Duygu ve düşüncelerini çok içten ve lirik bir şekilde ifade etmeyi kolayca başarmıştır. Bu açıdan bakıldığında Türk şiirinde karşılaştırılabileceği tek şair Yunus Emre'dir. "Leyla ve Mecnun" mesnevîsi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dahil) en iyi mesnevîlerden biridir.Azerice, Arapça ve Farsça divan şiirlerini yazmıştır. Eserlerinde kullandığı dil dönemindeki divan şairlerine göre daha sade, anlaşılır bir Türkçedir. Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır.
    İran şiirinden Hâfız, Türk şiirinden ise Nesimî ve Nevai çizgisini en başarılı şekilde kemâle erdirmiştir. Kendisinden sonra gelen bütün divan şairlerini etkilemiştir. Onun, Kerbela'da 1556 yılında içinde yaygın olan salgın bir hastalık sonucunda, veba veya kolera'dan öldüğü tahmin edilir. Fazilet (erdem) kelimesinin kökü olan "FUZUL" kelimesinden türeyen -fazilet sahibi -erdemli manasında fuzuli mahlasını kullanmıştır.

    Biruni - Biruni Kimdir?

    Biruni Kimdir?
    Bîrûnî (4 Eylül 973 - 13 Aralık 10481061?)Fars kökenli İslam bilgini. Tam adı Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî (Farsça: بیرونی , Arapçaابو الريحان محمد بن احمد البيروني) dir. Batı dillerinde adı Alberuni veya Aliboron olarak geçer. Gökbilimmatematikdoğa bilimlericoğrafya ve tarih alanındaki çalışmalarıyla tanınır.

    Biruni'nin Hayatı
    Bîrûnî, Merkezî Asya'da tarihi bir bölge olan Harezm'de doğdu. Küçük yaşta babasını kaybetti. Harizmşahlar tarafından korundu, sarayda matematik ve astronomi eğitimi aldı. Buradaki hocaları İbn-i Irak ve Abdussamed bin Hakîm'dir. Bu dönemde daha 17 yaşındayken ilk kitabını yazdı. Harizmşah Devleti Me'mûnîler tarafından alınınca Bîrûnî de İran'a giderek bir süre burada yaşadı. Daha sonra ise Ziyârîler tarafından korunmaya başlandı. El Âsâr'ul Bâkiye adlı kitabını Ziyârîlerin sarayında yazmıştır. İki yıl da burada çalıştıktan sonra memleketine geri döndü ve Ebu'l Vefâ ile gök bilimi üzerine çalışmaya başladı.
    1017'de Gazneli MahmutHarezm Devleti'ni yıkınca Bîrûnî de Gazni şehrine gelerek burada Gazneliler'in himayesine girdi. Sarayda büyük itibar gördü ve Gazneli Mahmut'un Hindistan seferine katıldı. Burada Hint bilim adamlarının dikkatini çekti ve Hint ülkesi alınınca da Nendene şehrine yerleşerek bilimsel çalışmalarına burada devam etti. Sanskritçeyi öğrenerek Hint toplumunun yaşamı ve kültürü üzerine çalıştı.
    Buradan tekrar Gazni şehrine döndü ve yaşamının geri kalan kısmını bu şehirde tamamladı. Bu dönem Bîrûnî'nin en verimli zamanı sayılmaktadır.Uzun zamandır hazırladığı Tahdîdu Nihâyet'il Emâkin adlı eserini bu döneme denk gelen 1025 yılında yayınladı. Astronomi üzerine yazdığı Kanûn-i Mes'ûdî adlı eserini Gazneli Mahmud'un oğlu Sultan Mesud'a ithaf etmiştir. Biruni 13 Aralık 1048 yılında vefat etmiştir.